Evden koşar adımlarla çıkarsın.Yapacaklarını sıralamak bir yana kararlaştırmamışsındır bile.Ne yapacağını bilmeden hızlı adımlarla nereye gittiğini bilmeden koşturursun.İlk anda aklına gelen hiç bir şey yoktur.Fakat yavaş yavaş yolda biraz daha ilerledikten sonra canının ne istediği belirmeye başlar sisli bir hayal gibi beyninde...Onun üstüne kurgularken yürüyüşünü gitmen gereken yere geç kalacağını düşünürsün.Aniden kararlaştırmış olsan bile..Hemen bir otobüs durağına yönelirsin.Unuttuğun ya da kaybettiğini düşündüğün bir şeyi aramaya gider gibi...Önüne gelen ilk otobüse biner ve cam kenarında alırsın soluğu.Hafiften başını manzaraya doğru eğdikten sonra düşünceler alemine hoş gelirsin.Sorular başlar şimşek gibi çakmaya beyninde en acele ile hazırlanmış olanlarından.Es geçersin çoğu zaman.Ama nerede?ve neden?soruları yankılanır!Sonucu ya da nedeni ne olursa olsun yapmak,bulmak yüzleşmek istersin.Otobüsün her durakta yavaşladığını hissedersin.Tıpkı hiç geçmeyecek olduğunu düşündüğün,eğlenip gününü gün ettiğin günler gibi aheste aheste mateme gittiğini bilinçaltında bilerek,bilincinde yer etmesine izin vermeyerek...İnmen gereken durağa yaklaşmaya başladığında ise bir soğuk meltem eser üstüne doğru ve sadece senin hissedebileceğin.Ve işte o an farkedersin kaybettiğini,kaybedeceklerini veya aradığını hiç bulamama ihtimalini.Otobüsten indiğin ilk anda sanki ayaklarının oraya kadar seni götüreceğini düşünmezsin,bulabilecek,arayacak kadar güç ve derman kalmadığı düşüncesinde birleşirsin ama acele etmek ve ona yetişmek seni kamçılar,inancını yitirmezsin.Son bir gayretle ayağa kalkmış yorgun bir insan gibi biraz peltek ve halsizdir ilk adımlar.Git gide kendine gelirsin ve daha da hızlanmaya başlarsın.Gözün hiç bir şeyi görmez.Ve sonunda varırsın camı hafiften buğulanmış ve tozlanmış ,dükkana...İçeriye şöyle bir göz atarsın..Hala yerinde duruyorlar mı edasıyla,aradığını bulmuşluğun o muhteşem hazzını tatmak istercesine..Kıskanırcasına ve korkuyla...İçeriye girdiğin anda ağzından dökülen cümleler,hatırladığın anılar,silik silüetler ve bir çok nedenler,niçinler!.Dükkandan çıkışın ve aynı yolun gözünde çok daha fazla büyüdüğünü hissedersin.Kendin ile hesaplaşır derin bir kavgaya tutulursun.Nasıl bir anda bu kadar uzaklaştım diye kendi kendine hayıflanırsın.Ama asla kendinden kendin ile galip gelemezsin.Dönüş yolculuğu da aynı zaman aralıklarında fakat farklı his ve düşünce seli ile geçer...Ta ki evinin kapısının önüne gelinceye kadar.O an heyecanın doruktadır.Kalbin sana fazla gelmeye başlar.İçeri girdiğinde farkedilmek istemezsin,kendince süpriz olsun istersin her şeyin kendine.Sonra ki anları hatırlamak bir yana mıh gibi çakarlar,şimşek gibi parlarlar beyninde,en derinin yerinde..Kendi hayal dünyanın kollarında ufak bir alışveriş yolculuğunu anımsatan oysaki yılların geçmiş olduğu bir dünyada her şeye bedel bir kaç çiftten fazla cümle dökülür ''Bu ama bu...bir zamanlar...Bu ben değil miyim?iyi ki varsın.Beni seviyorum ben'im,benim'sin yitirdiğimi sandığım,hayat denen bu uzun uğraşta törpülendiğini düşündüğüm ben...!''
Evet geçen yılların ardından her şeye sahip olduğunu düşündüğün anların bir tanesinde hissettiğin eksikliğin tarifi ''Benlik''.Ufak boyutlu ama çok büyük anlamlı bir hediyeyi almaya giderken ki duygularla hareket ettiğin ve sonunda elde ettiğin 'benliğin' tastamam olması.Alışverişe benzetilen o zamanların temsilcisi dükkanın penceresinde silik bir bene bakıp çok güzel dediğin uzun zamandır aradığım kendini bulman.En çabuk şekilde de kendine getirmen ''hediye''etmen... Hiç yanından ayırma,hiç bir zaman bırakma...''Ben'i kendinden,senden en önemlisi benliğinden terketme''...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder